Peker Konuşuyor, Siyasette kazan kaynıyor…

 Koruma polisi bile tahsis edilen bir suç örgütü lideri, yakın bir geçmişe kadar bir eliyle rabia diğer eliyle de bozkurt işareti yaparak iktidar ortakları lehine mitingler düzenliyordu. Malumunuz son günlerde bir suç örgütü liderinin yayınladığı videolar ile ortaya saçılan itiraflar ve vahim iddialar kamuoyunun gündemindedir. Ülkeyi yönetme kabiliyetini tamamen kaybeden koalisyon ortakları her ne kadar kafalarını kuma gömse de AK Parti-MHP koalisyonunun devleti nasıl suç örgütlerinin keyfine teslim ettiği ortadadır. Yakın bir geçmişe kadar bir eliyle rabia diğer eliyle de bozkurt işareti yaparak iktidar ortakları lehine mitingler düzenleyen, oluk oluk kan akıtacağından bahseden bir şahıstan söz ediyoruz. Söz konusu şahıs kendisine koruma polisi bile tahsis edilen bir suç örgütü lideri. Belli ki kirli bir yapının iç hesaplaşması sebebiyle bu korkunç iddiaları gündeme getirmekte. Bu vahim iddialar karşısında İçişleri Bakanının görevini sürdürmesi artık mümkün değildir. Şahsın daha düne kadar devleti yönetenler tarafından saygın bir iş adamı muamelesi görmesi ve iddialarında dile getirdiği ayrıntılar ülkenin geldiği içler acısı hali bizlere göstermektedir. Başta İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve bazı akrabalarıyla birlikte, bir takım kamu görevlileri hakkında hukuksuzluklar ve yolsuzluklarla alakalı onlarca iddia bulunmaktadır. Bu vahim iddialar karşısında artık bir İçişleri Bakanının görevini sürdürmesi mümkün değildir. 90’ların tüm karanlık aktörleri ne yazık ki tekrar sahnededir. Tek bir farkla, bugün Türkiye’nin geldiği nokta o günlerden çok daha karanlıktır. Net bir şekilde söyleyelim, 90’ların tüm karanlık aktörleri ne yazık ki tekrar sahnededir. Tek bir farkla, bugün Türkiye’nin geldiği nokta o günlerden çok daha karanlıktır. Çünkü 90’larda söz konusu iddiaların onda biri karşısında Mehmet Ağar bakanlıktan istifa etmişken, bugün çok daha ağır olan ithamlar karşısında İçişleri Bakanı istifayı aklından dahi geçirmemektedir. Bu durum hukukun üstünlüğü anlayışından ne kadar uzaklaşıldığını ve nasıl bir devlet krizi ile karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir. İddialar hakkında derhal soruşturma başlatılarak, Sayın Soylu’nun istifa etmesi ya da Sayın Cumhurbaşkanı tarafından derhal görevden alınması şarttır. Ayrıca Cumhurbaşkanı devlet denetleme kurumunu görevlendirmeli ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde de meclis soruşturması açılmalıdır. Bu iddiaları göz ardı etmek suç ortağı olmaktır.   Devleti kalkan olarak kullanan birileri hukukun dışına çıkıp ‘mafyalaşırsa’ mafya da devletleşmiş olur. İster 90’ların derin devleti, ister 2010’ların paralel devleti, ister devlet içine sızmış terör örgütleri, ister devletin imkanlarıyla büyütülüp beslenilen mafya yapılanmaları… Adına her ne derseniz deyin tüm bu yapıların varlıklarını sürdürebilmesinin yegâne sebebi hukukun yokluğudur. Hukuk devleti yoksa, mafya vardır, suç örgütü vardır, paralel yapılar vardır, terör örgütleri vardır. Devleti kalkan olarak kullanan birileri hukukun dışına çıkıp ‘mafyalaşırsa’ mafya da devletleşmiş olur. Dün de böyle olmuştur bugün de olan şey maalesef budur. Mektupları ile kamuoyunun gündeminde olan ve suç örgütü lideri, 17 yıllık hapis cezasına rağmen kendisine sağlanan siyasi destek sayesinde tutuklanmadığı herkesin malumudur. Sayın Cumhurbaşkanının “Terör örgütleri gibi suç çeteleri de zehirli bir yılan gibidir. Onlarla aynı çuvala girerseniz daha sonra başınıza geleceklere rıza göstermiş olursunuz.” sözlerinin de bu minvalde söylendiği açıktır. Ancak videolardaki iddialar doğruysa iktidar artık zehirli birden fazla yılanla aynı çuvaldadır. Mektupları ile kamuoyunun gündeminde olan ve suç örgütü lideri olarak tanınan başka bir şahsın, kasten öldürme suçuna iştirakten dolayı aldığı 17 yıllık hapis cezasına rağmen kendisine sağlanan siyasi destek sayesinde tutuklanmadığı herkesin malumudur. Türkiye’de hukuk devleti ayaklar altına alındığı için artık hukukun üstünlüğünün ve bağımsız yargının değil; mafyanın ve suç örgütlerinin sesi kamuoyunun gündemindedir. Bugün iktidar, mafya çatışmalarının içinde, tarafı olmuştur. Biz ise sadece mafyanın farklı partilisine değil, mafya düzeninin kendisine karşıyız. Hiçbir savcı bu iddiaları soruşturmayacak. Ya da göstermelik bir soruşturma açıp konuyu kapatacaktır! Vatandaşlarımız belki bir savcı çıkar da bu korkunç iddialara dair bir soruşturma başlatır diye beklemekte. Ancak bu bekleyişin boşuna olduğunu da biliyoruz. Hiçbir savcı bu iddiaları soruşturmayacak. Ya da göstermelik bir soruşturma açıp konuyu kapatacaktır! Peki savcılar bu iddiaların bir soruşturmayı gerektirdiğini bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Fakat iktidarın güdümündeki yargı üzerindeki korku ve baskı öyle içler açısı bir hale geldi ki Türkiye’de hukukun üstünlüğüne sahip çıkacak o cesur savcıyı mumla arayacak hale geldik maalesef. Bunun sorumlusu ülkeyi yöneten koalisyondur. Her konuda açıklama yapma gereği duyan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu vahim iddialar karşısında uzun süredir sessiz! Ayrıca her konuda açıklama yapma gereği duyan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu vahim iddialar karşısında uzun süredir sessiz kalmasını ise milletimizin vicdanına ve sağduyusuna havale ediyorum. Tekrar ediyorum. Anayasal sorumluluğunu yerine getirmeli ve derhal Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmelidir. Çünkü bu hukuksuzluğun, hesap vermekten uzak, keyfi düzenin sorumlusu tüm gücü bizzat kendinde toplamaya çalışan Sayın Cumhurbaşkanıdır. Eğitim almadan belinde silahla şehirlere salınan bekçiler halkın güvenliğini ve huzurunu tehdit etmektedir. Maalesef ülkemizde hukuksuzluk norm haline gelmiştir. Yasalar, kurallar ve etik ilkeler ayaklar altına alınmakta ve yok sayılmaktadır. Bunun doğal sonucu ise halkımızın her gün yaşadığı haksızlıklar, şiddet ve adaletsizliklerdir. Bu durumun en vahim örneklerinden biri de maalesef bekçilerdir. Son dönemde sosyal medyaya yansıyan görüntülerde bazı bekçilerin orantısız güç kullandığı hatta kalabalık alanda rastgele havaya ateş açtığı görülmektedir. Geçtiğimiz yıl yeterli eğitim verilmeden bekçilere silah taşıma ve zor kullanma yetkisi verilmesinin toplumun güvenliğini sağlamaya hizmet etmeyeceğini, tam aksine ağır hak ihlallerine sebep olacağını defalarca ifade etmiştik. Fakat hiçbir makul uyarıyı dinlemeyen iktidar ortakları bu uyarıları da dikkate almamıştır. Geldiğimiz noktada yeterli eğitim almadan belinde silahla şehirlere salınan bekçiler halkın güvenliğini ve huzurunu tehdit etmektedir. Buradan hükümeti bir kez daha uyarıyoruz. Daha kötü olaylar yaşanmadan derhal bekçilerin silah ve zor kullanma yetkilerini kaldırın ve gerekli eğitimleri almalarını sağlayın. Yabancı turist çekme adı altında Turizm ve Kültür Bakanlığının sömürge psikolojisi ile hazırlattığı skandal reklam filmi iktidarın insanımıza reva gördüğü yeri gözler önüne sermiştir. Dünya olarak olağanüstü bir pandemi sürecini yaşadık ve biz Türkiye olarak halen bu olağanüstü süreci yaşamaya devam etmekteyiz. Birçok ülkede toplumun aşılama çalışmaları hızla devam etmektedir. Her alanda olduğu gibi aşılamada da sınıfta kalan iktidar, zamanında aklıselim bir politikası olmadığı ve çeşitlendirerek yeterince satın alamadığı için aşıları temin etmekte zorlanmaktadır. Sadece insanları evlere kapatarak ve iş yerlerini kapalı tutmakla salgının sonlanmayacağını, aşılamanın zorunlu olduğunu tüm dünya kabul etti. Biz de ise keyfiliğin ve kuralsızlığın hakim olması nedeniyle üst üste skandallar yaşanmaktadır. Gece yarısı Genel Kurul’a getirilen akıl almaz değişiklikle çeklerin bankaya ibrazı yasaklandığı daha unutulmadan şimdi de yabancı turist çekme adı altında Turizm ve Kültür Bakanlığının sömürge psikolojisi ile hazırlattığı skandal reklam filmi iktidarın insanımıza reva gördüğü yeri gözler önüne sermiştir. İşyerlerini kapatmak zorunda kalan, işsiz kalan sayısız vatandaşımıza yapılan yardımlar vatandaşın derdine deva olmaktan çok uzaktır. Gelişmiş ülkelerde kapanma nedeniyle çalışamayan veya işyeri kapanmak zorunda olan kişilere ciddi devlet yardımları yapılmaktadır. Bizde ise iktidarın yönetim hatalarından ve yozlaşmasından dolayı vatandaşımıza yeterli maddi destek sağlanamamaktadır. İşyerlerini kapatmak zorunda kalan, işsiz kalan sayısız vatandaşımıza yapılan yardımlar vatandaşın derdine deva olmaktan çok uzaktır. Elimizde imkânlar yok değil, sadece vatandaşa gelince yok. İktidar öncelikle göstermelik hibe paketleri ile vatandaşımızla dalga geçmeye son vermelidir. Toplamda verilen doğrudan desteklerin milli gelire oranı %2’den azdır. Gelişmekte olan ülkelerde bu rakam %5’lerdeyken gelişmiş ülkelerde bu rakam %10’lardadır. Dün açıklanan hibe miktarları da dünya ölçeğinde vatandaşlarına en az destek veren ülkelerden biri olduğumuzu tekrar göstermiştir. Çünkü hibe miktarı milli gelirin sadece binde biridir. Demokrasilerde halktan helallik istemenin yolu bellidir, seçime gitmek! Bugün Türkiye’de hükümet hiçbir şeyi kontrol edebilecek yetkinlikte değildir. Zaten bozulmuş olan ülke ekonomisi pandemi sürecini yönetemeyen iktidar sayesinde tamamen alt üst olmuş durumdadır. Oysa esnafımız üç haftadır çalışmamaktadır. İşsizlik ve yoksulluk her geçen gün artmaktadır. Esnaf kan ağlamaktadır. Ve tüm bu tablonun müsebbibi olan sayın Cumhurbaşkanı sorumlu bir politika uygulamak yerine, çıkıp halkımızdan helallik istemektedir. Demokrasilerde halktan helallik istemenin yolu bellidir. Millete hesap vermenin tek yolu sandıktır. Yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluğa mahkum ettiğiniz ülkemizin refaha kavuşmasının tek yolu keyfilikten uzak ve aklıselim bir anlayışın iktidara gelmesidir.  AK Parti’ye oy vermiş olan vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum: “AK Parti’ye, ülke 90’lara geri dönsün, mafyalar, suç örgütleri devletin içinde cirit atsın, vatandaşa her türlü hukuksuzluk reva görülsün diye mi oy verdiniz?” Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket adaletsizlik ve hukuksuzluktur. Çünkü içinde bulunduğumuz tüm felaketlerin ana kaynağı hukuksuzluktur. Paralel yapıları da terör örgütlerini de mafyayı da, suç örgütlerini de başımıza bela eden şey hukuksuzluktur, adaletsizliktir. Unutmayın; ‘Adalet mülkün temelidir.’ Ve maalesef bugün Türkiye’de hukuk ve adalet ayaklar altındadır. Bugün Türkiye; 90’ların mafyalarının sefa sürdüğü; fakirleştirilmiş vatandaşlarımızın ise sloganla, hamasetle ve ‘biz gidersek onlar gelir’ tehditleriyle susturulduğu keyfi bir yönetimdir. AK Parti’ye bunun için mi oy verdiniz? Ülke 90’lara geri dönsün, mafyalar, suç örgütleri devletin içinde cirit atsın, vatandaşa her türlü hukuksuzluk reva görülsün diye mi oy verdiniz? 90’ların derin devleti, kirli siyaseti deyince akla ilk gelen insanlarla ortak olunsun diye mi oy verdiniz? Size birileri efendilik yapsın diye mi oy verdiniz? Çoluk çocuğunuzun rızıkları yensin diye mi oy verdiniz? İmtiyazlı çocuklar milyon dolarlık ihaleleri götürsün, fakir fukaranın çocukları da onların kapısında iş dilensin diye mi oy verdiniz? Sizi işsizliğe, yoksulluğa, siftahsız kepenk kapatmalara ve tüm bu adaletsizliklere mahkûm edenlerken, kendi zenginliklerinden ve lükslerinden taviz vermesinler diye mi oy verdiniz? Gelişmiş ülkeler vatandaşlarını hızla aşılamış normalleşmeyi konuşurken biz evlerimize kapanmış, dükkanlarımız kapalı, hiçbir devlet desteği olmaksınız hayatta kalma mücadelesi verirken, hiçbir sorumluluk üstlenmeden ‘helallik’ isteyenleri hak etmiyoruz. Değerli kardeşlerim, biz bunu hak etmiyoruz. Biz bu yönetimi hak etmiyoruz. Biz böyle bir Türkiye hak etmiyoruz. Hep birlikte adil, demokratik ve mutlu bir ülkede yaşamayı hak ediyoruz. Ve bunu başarabiliriz.  Biz gençlere inanıyoruz. Onları geleceğimiz değil öncelikle bugünümüz olarak kabul ediyoruz. Yarın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını idrak edeceğiz. Bu vesile ile başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere ülkemizin bağımsızlığı için mücadele etmiş herkesi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Biz gençlere inanıyoruz. Onları geleceğimiz değil öncelikle bugünümüz olarak kabul ediyoruz. Gençlerimizin dilediği gibi yaşayabildiği, işsizliğin ve yoksulluğun son bulduğu, hukukun, demokrasinin ve özgürlüğün egemen olduğu bir Türkiye umuduyla, Türkiye’nin gerçek bir hukuk devleti olması umuduyla, İleri bir demokrasiyi hep birlikte inşa edeceğimize olan inançla …